Tanrıdan Söz Almak
Hangi teraziye koysan ağır gelir. Doğruyu eğip büksen de gerçek her aynaya baktığında hep aynı nakaratı mırıldanır sana.
Şimdi vapurlar kalkar yine, otobüs durakları az ilerde, yokuşları dönünce gölgemin kalıntıları üzerinde bir ceset ruhuna dokunur, bir tebessüm susar sana.
Ben kaç kıta gördüm, bilmem kaç ülke, cebimde yüzlerce maske, hangisini taksam hep o alaycı ifade. İnancım azaldıkça korkuya yer yok dedim kalbimde, beni alt edecek düşmana silahını verdim ve dikildim karşısına, şakağıma boyalar sürdüm, hadi ver kurşunu namluya, sen de korkma!
Şuradan koşsam okullara çıkarım, şuradan koşsam uzakdoğuya, bugün ne yesek acaba! Bu buraya çok yakıştı, bak bu lamba tam buraya, vantilatör dönüyor soluk soluğa… Camı aç deniz içeri girsin, sırtım sana dönükmüş o fotoğrafta, hadi elindeki bıçağı sırtıma sapla.
Ben hiç değişmedim ki, kendimi hiç kaybetmedim ki bu kavgada, aklım hep başımda, yoluma ne çıkarsa çıksın ne ala, bir yolu varsa onu da bulurum evelallah. Gemiyi limana getiririm, sonra ateşe veririm, dur hiç bir yere gitme kal orada.
Dünyayı parmağımın ucunda döndürür, güneşi istediğim yerde söndürürüm sonra. Elimi cebime atar da tomarla mutluluğu savururum arşa. Göklere bayraklar dikerim, dünyayı arşınlarım, hayatın bana gelişi zaten hepi topu üç kuruşa!
Nereye gitsem kendime varırım. Otobüslerden iner işaret parmağımı tanrıya uzatırım. Zamanı geçer dünün, fiyatı değil kıymeti kalır. Onun değeri de günü gelir anlaşılır.
Ne kadar geç ama?
Ali Akçakaya
