Ali Akçakaya
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
  • Click to open the search input field Click to open the search input field Ara
  • Menü Menü

Bir daha asla

08 Ekim 2023/in Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Bize kutsal kılıflar giydirildi, paslandık kınımızda. Uzat bana bileklerini, kılıcıma kan doğra. Hikayelerime iliş, kurtar beni bozkırlarından, dağlarıma geçit ver, zirvelerime nefeslen, yokluğuma mahlaslar tak. Ama adımı bir daha asla…

Bu hüzün yok mu, sükûn bulan yanardağ, lavlarını yutkunan ejderha, ensemizde nefesiyle beriki dünya, elimizde kalan son üç gün; biri orda biri burda. Diğerini hiç sorma, bir gözümüz hep o çukurda, minarelerin o dar yokuşunda adımı taşıyorlar sona. Zerk ediyorlar göğüne, toprağına, karana. Sen o adımı bir daha asla…

Sabaha karşı bir ara, beni tutup zorla getiriyorlar. Kaybetmişim olmadığım tarafı, onlar eliyle koymuş gibi buluyorlar, suçumu da işlemişler, günahımı soruyorlar bana. Ne sorarsa sorsunlar hep aynı cevabı veriyorum onlara. Boş sayfaların sonuna imzamı atıyorum. Biliyorlar kimse olduğumu, adım adım izliyorlar gölgemi. Susuyorum, bir bardak su dökülüyor, mermerlerden leşim akıyor. Kulağıma adımı fısıldıyor hoca, ama sen o adımı bir daha asla.

Aydınlığım karanlığında diz çökmüş. Adıma postalar yollanmış, tarihler hep yanlış zamana. Çok sevdiklerimin nefretine su serpmişim, iyi de etmişim. Kitaplarımda hep başkakarının adı yazılmış, adımı herkes unutmuş, birilerinin aklına sana sormak gelmiş. Ama sen o adımı bir daha asla…

Tuttuğum dileklere karalar bağlayıp avuçlarımı toprakla gusletmişim. Sokaklara kırmızı çizgiler çekmişim sonra. Ötesine tövbeler serpip günahlarımın olgunlaşmasını uzaklardan izlemekle yetinmek düşmüş bana. İpleri çözünce kopuk kopuk acılar da iyileşivermiş. Yaralarıma açılan kapılara kilitler vurmuşum. Kendimi çok büyütmüşüm gözümde, sonra sıkılmış da çocukluğuma dönmüşüm. Tahtada yazan yaramaz çocuğun adına ilişmiş gözüm.

Ama sen o yaramaz çocuğun adını bir daha asla.

Ali Akçakaya

Emanetin Sahibi

25 Eylül 2023/in Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

O sessizlik, çıt çıksa kıvılcım olup tutuşturacak ortalığı. O kor içte harlanan, kavuran, yakan seni, özlemini. Kimseye boğun eğmeyen, ehlileşmeyen o yaban atı. Boşlukları azdıran kırmızı, dudağında kanı, kana kana öpüşlerin…

Şimdi şuradan koşsam sokağına çıkarım. Bir yolunu bulur bakışlarım, başını öne eğmiş bir gelişe. Kavgasını vere vere bitmeyen bir harbin, en yılmaz neferine beyazlar uzatırım, taçlar yaparım adalarından papatyasına, burnumda tüten kokusuna kanarım yine.

Git derken bile sarılıp içine çeker, adam da köklerinden bir filiz uzatır ona. Uykusu kaçar, olmadık bir anda vurur, dağıtır insanı, yokluğu varlığa pusudur, olanın da tadı kaçar. Boşlukta sallanır durur hayat, anlamı arar.

Bir yapbozun kayıp iki parçası gibidir bazı hisler, iç içe geçince bir tamam olacak gibi. Tek başına manasını yitirecek, karşılığı olmazsa yok olup gidecek ve dönmeyecek asla. Yılmadan, yıkılmadan yürünecek yollar vardır, yine de pes etmeden, geri kalana eksikliğini iliştirip öylesine belki. O anlamı hiçleştirerek, hiçleşerek, bazı gerçekler gibi.

Bir çıt çıkar, bir kelebek kanadını çırpar da. Sessizlik çıtırdamaya başlar. Bir adam hatmeder zihnini bir balığın, onun hafızasına adını fısıldar. Adımlarına ezberletir, zülfükarına nakşeder…

Yaratmayı öğrenmiştir de çıt diyememiştir yarattığına. Eliyle yoğurmuş, şekil vermiş, bir de ruhundan teslim etmiştir ona. Emanetini isteğince külünü dökmüşler avucuna.

O da göğe savurmuş gönlünü.

Ali Akçakaya

Çığlık Parçası

15 Eylül 2023/in Seçme Bilimsel Yazılar/tarafından Ali Akcakaya

Yaşadığımdan biriktirdim sana. Kendimden artırdım. Her şeyin o en yavan halinden sıyrılıp renkler avuç dolusu…

Hep aklımın bir yerinde o soru. Gidip geldiğim yollara dökülen anlar, izler ve sen. Kimdin ki sen, yarattığına aşık olan tanrının yalnızlık oyunundaki gölge, karanlığında öldüm yine, orada dirildim ben. İçimden geçerken aklıma takılan, fikrimi kanatan çağdışı hislerimin cüretkar katili, nefesler aldım sana, otur yanıma.

Zihnine demir attım, bağrına doldum, göğüs kafesinde çırpındıkça kanatlarıma pasın bulaştı, canım da yandı, sahi iyi mi ettin sen! Yordum kendimi cenklerinde, her düşümü hayra yordum, süzüldüm iliklerinden bir sıcak bahar esintisiyle dolaştığım, sen. Beni kırdıkça tuzla buz olan, benden geçtikçe kendine bilenen, kinin de sen, kavgan da sen.

Uçsuz bucaksız ovalarından kaynağına dörtnala, koştuğum nefesler. Okuduğum suretlere doğra etinden, kanından içir, kördüğümüme bağlan, kal orada. Yükseklerime vur kendini, derinlerini göğe astım. Boynumdan, şuradan, bir dudak dolusu…

Ağaçlara, banklara, otobüs duraklarına astığım resimlere baktım. Otel odalarında sabah oldu, en çıplak bileklerinden kavradım. En ben olduğun yerinden öptüm seni. Opur gecelerin sessizliğine susuz çığlık parçası, alnına terimin damlası, yüzüne sakalımın sızısı.

Dört yanın yani, ucun, bucağın, kumların, tuzun, ıslağın ve yazın, alınyazın…

Ali Akçakaya

Okunmuş Meydanlar

28 Ağustos 2023/in Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Eleştireceğim bir şey kalmadı elimde. Savunacağım da, tarafı olacağım bir davam da… Uğruna feda edeceğim, uğruna heba olacağım yaygaralar da…

Savaşların ve kin dolu bakışların arasında bir içsavaşta tarafsız yerde, gelip geçeni izliyorum, elimde yok makul gerekçeler de. Doğrularımı bir yerlere saklamışım, bulamıyorum. Nereye koydum hakikatlerimi, esas meselemi, bilmiyorum. Hararetini yitirmiş ihtiraslar, ihtişamına gölge düşen büyük davalar ilk celsede kapandılar. Kapılar açık mı kapalı mı ilgilenmiyorum.

Uzakların yanına koyduğum yakınlar, ne kadar uzaklaşsam da kaçamıyorum. Teslim olmak kalınca payıma, teselliyi mahkumlardan soruyorum. Duygulara yamadığım derin manalar, hepsi mi çocukluktan kalma sanrılar. O ulvi nutuklar, gözyaşları ve büyük laflar, lüzumsuz tantanası varoluşun. Sen ellerini açmış başka hayatlar, bense aman diliyorum.

İnsan pazarından eli boş döndüm, akşamdı. Sahip olma hülyasının bedelini deftere yazdım, sayfasını bulamıyorum, bileklerimdeki izini sonsuzun. Sıkı sıkı tuttuğum ne varsa elimden kayıp giderken, başım dönmüş, sonrasını hatırlamıyorum. Bir şey değişmeyecekti zaten, eskiyecekti belki, sonrasına dair pembe düşler, kirlendiler, üzerime sıçradı çağdaş etler, kanlı gölgeler.

Acele etmiyorum artık, zaten tıkırındayım zamanın, yarının ötesinden berisine sesleniyorum, yavaş diyorum, sükunete davet ediyorum lalları. Temize çekiyorum müsveddemi boş vakitlerimde, kaderimin yazıldığı beyaz sayfama dalıp gidiyorum sorumsuzca, ardıma bakmıyorum bile, kim var kim yok diye.

Hatalarımdan yeni hatalar çıkarıp yanlış şıkları işaretliyorum, galiba kaybediyorum kendimle olan imtahanımı. Kazandığım zaferlerin nidalarına ağıtlar yakıp, gurbetimden memleketler inşa ediyorum çocuklara. Bayramlıklarımı giyip mezarlıklara gidiyorum, büyüklerin ellerinden küçüklerin gülüşlerinden öpmeye.

Sen kazandın, ben tarafsızlık ilan ediyorum. Alkışlarla, üzerime çullanan sahnenin demir parmaklıklarından seslenip kimime, yok mu diyorum.

Varlığın angarya anla! Yokuna fatihalar, yokuna meydanlar okuyorum.

Ali Akçakaya

Tasmadaki Kan

26 Ağustos 2023/in Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Koşmaktan mecal kalmamışken peşi sıra dizde, söylemekten dilde… İlk duraklar hep kalabalıkken, hayata tutunmak yorgun argın son bir umut, ha gayret ya nasip diye diye. Gidecekse günün sonunda, geçse bile,  kalmasına bağlanmış umutlar heba olmuşken, ağıtlarıma da antlarıma da güle güle.

Zorla değil ki her sürgün, çoğu zaman seve seve. Adresler mühürlü zarflarda verilmiş, bitmemiş hikayelere mutsuz sonlar iliştirilmiş, peki. Başlangıçlar karalar bağlamış, ağıtlar yakılmış gelene, dünyası kararmış, temennisi ışıklar içinde uyuyakalmıştır.

Huzursuzluk safhasına geçilmiş, modern kadını afakanlar basmıştır halvetiyle. Kavgasına tutuşmuştur sevdiğine, sevdiği nefretine. Yangınlara deli gömleği giydirip sokaklarda gezdirilmiştir, aleme ibret diye. İbretler alınmış herkesin göreceği bir yere konmuştur. En acıklı yanı da öykünün yarıda kalmasıymış gibi, hüzünlere kılıflar uydurulup haklı olmanın adil olmayan gururuna sarılıp ağlanmıştır. Kadına iyi olmuştur, erkek rolünü unutunca rüsva.

Nereden başlasak bir ayağımız hep aynı çukurda. Kiplere manevi angaryalar taksim edip cümleye ağır manalar yükleyince, zaman geçse de aynı yerde farklı neticeler beyhude beklenmiştir, hayır gelmeyeceğini bile bile. Gelmiş olanın çoktan geçtiğini, ya da geldiği yerin dünde bir yer olduğunu bilememiştir, cahilliğinden değil de işine öyle gelmiştir.

Hayvani olan ağır basmış, etine zehir katılan köpek, afiyetle nefis öğününü hiç etmiştir. Ağzından salyalar akarken şehvetle havlanmış, onu kudurtan tasmasına kan bulaşmıştır. Suçu herkes köpeğe atınca, sahibi de itine sahip çıkmamıştır. İt inleye inleye can atarken yokluğa, kervan da yürümüştür sonsuzluğa.

Çürümeye yüz tutmuş etler arasında tenini arayan ruhlar, evsiz yurtsuz kalınca, varoluşuna yüklenen boşluklar da kırılmıştır sana.

Ali Akçakaya

Seite 3 von 35‹12345›»

Kategoriler

  • Düşünce Yazıları
  • Edebiyat Seçkisi
  • Fotoğraflar
  • Seçme Bilimsel Yazılar
  • Seçme Denemeler
  • Seçme Öyküler
  • Seçme Şiirler
  • Video Klipler

Etiketler

Abdülkadir Yeler Ali Akçakaya anlam Asaf Halet Çelebi Atilla İlhan Behçet Aysan Cahit Zarifoğlu Caner Taslaman Can Yücel Celal Sılay Cemal Süreya E. A. Rauter Edip Cansever Enis Batur Erci Hoffer Erdem Beyazıt Ergin Günçe Farid Farjad Gazetecilik J.L.Servan Schreiber John Tomlinson Kaos Teorisi Levni Mehmet Akif Mevlana Murat Menteş Nazım Hikmet Necip Fazıl Kısakürek Neyzen Teyfik Oktay Rifat Olcay Yazıcı Onat Kutlar Pablo Neruda Rainer Maria Rilke Rudyard Kipling Savina Yannatou Tamer Sağır Timbaland Ziyad Marar İlhan Berk İsmail Tokalat İsmail Uyaroğlu İsmet Özel Şeyh Galip Şükrü Erbaş
:: Ali Akçakaya
  • Link to Rss this site
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
Yukarı kaydır