Ali Akçakaya
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
  • Click to open the search input field Click to open the search input field Ara
  • Menü Menü

Ayın Üçü

16 Ocak 2022/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Beklememek gerektiğini, zamanı gelince anlamış olacaksın. Geç kalmış olmayı takma kafana, kimse nihayetine tam zamanında varmadı. Çürürken dahi ayağın yere sağlam basacak, nihayetine yerçekiminin cazibesine tav olduğunda varacak olsan bile.

İnsan, zayıf noktasını en hüzünlü tümcesinin sonuna kor. Her zerrene nüfus etmesine müsaade ettiğin muamma, seni senden alıp bir boşluğa bıraktığında, tüm o boşlukları zayıflıklarınla doldur, asılı kal orada, olan oldu desinler, olacaklardan haber ver onlara, müneccimlerin yalanları saçılsın ortalığa. Senin aklını başından alıp ağzına bir parmak bal çaldıklarında, o balın ahulu olduğunu unutma. Esrikliğin tadını çıkarırken, yarını alıp sonuç hanene yazacaklar. İşlemdeki hatayı kavraman bir ömre mal olacak ve o ömrü kimse ikinci kez yaşamayacak.

Aldatıcı yanı var olduğunu sanmak, yokluklarıyla seni sınayacaklar elbette ama sen varlığınla onların yokluğuna meydan okuyacaksın. Dur! önce okuduğunu tastamam anla. Bir şekilde üstesinden geleceksin zaten. Altından kalkamadığını sandığın sorunun yaratıcısı da sensin. Ol dediğine öl demeyi de bileceksin yani, yoksa imtihan ettiklerin kırık notları reva görecek sana. Sen de yaratıcıyım diye ortada gezeceksin utanmadan. Cehenneminde bir tek sen, herkes kendi yalnızlığında kavrulacak, kendi kalabalığında haşrolacak sonra. Olan sana olacak, olmayan ona… Kimse dönüp orada mısın demeyecek, selamını yankın alıp vuracak suratına.

Yoluna bakacaksın, yolun sonundaysan çıkar yoluna, şikayeti bırak kenara. Koyul artık kaf dağına, devleri al aşağı et, türküler tuttur, şiirlere iliştir dudağını, aldırış etme sensizliğe aldırış etmeyenlere. Sana ırmaklar getirdim, denizler bak orada, yastığına bağladığım ebemkuşağı, hadi kulaç at menekşeden ala. Tebessümü de eksik etme sakın, sen güldükçe öyle, yüzünde güller açtıkça dermek isteyecekler onu, izin verme onlara. Gül döktüğün yolları bile düşman ettiler sana, pes etmek mi aşkla! O yolların önünde diz çök yine, al beni kendine kat de, yolun sonunu işaret edecekler, inanma onlara. Sonuç hep aynı kapıya çıkacak diyecekler, desinler boş ver. Gidiş yoluna bak sen, kim var orada, aynaya bak şimdi, yüzündeki tebessüm onun sureti.

Hadi geç kalma toprağın asfalt kokuyor, tut yolcunun elinden, bırakma bir daha. Birileri durakta oturmuş yolun onların duragına uğramasını bekliyor.

Sen bekleme o durakta, payına düşen üç günlük hikayenden bir parça ayır bana. Aynı cümleye sığdır adımızı, duvarlarına sesimi as, suskunluğunu yanına…

Ali Akçakaya

Karanlıkların Gözü Aydın

09 Aralık 2021/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Gözümün yaşına bakmadılar. Ben de kumbaramda biriktirdim hüznümü. Yarınlarda en çok onlara ihtiyacım olur diye. Tasmamı tuttum sımsıkı, giden hiçbir taşıtın ardından koşmadım, kimsenin ardından havlamadım. Canım yandıkça, yandığımı gördükçe, odun taşıdı en ummadığım sevgiler ateşime. Etim, kemiğim bana savaş açtı, onların saflarında benim karşımda. İnanamadım, inanmak istemedim gözümün gördüğüne, onlara toz konduramadım ama onlar her seferinde imanımı sorguladı, sevgilerimi yargıladı.

Merhametsiz bakışlar fırlattılar hınçla bir hiçlik arbedesinin orta yerinde. Olay örgüsü kördüğüm oldu, tanrılarını da saflarına kattılar. Yüzlerce yıllık nifak tohumlarını sürdüler tarlalarına, hasat zamanı gelene kadar kara toprağı okşadılar aşk diye. Yazgıları yanılgılarıydı, yanılgılarını işaret ettim onlara, onlar bana bunun ağır bedelini ödeteceklerini haykırdılar. Süslü yalanlar gerçeğin çirkin yanlarını görüp korkanların aklını başından aldı. O saatten sonra herkes kendi yalanına sarılıp hayallere daldı. Halbuki gerçekleri kabuslarıydı, kabusları da yaşadıkları…

Çıkıp gittim, gitmek istediğim için değildi gidişim, mecburen arkama bakamadım, her baktığımda bakışımın değdiği yerleri dağladılar, manzaralarımı ateşe verip zorla yoluma ittiler beni. Halbuki onların yazgısında yaşayıp gidecektim, onların halinde, kendi halime yabancı. Yine de onların vicdanında karalar çalındı alnıma, beddular edildi toplu ayinlerle. Vicdanları kör testere, her yerimde kan kokuları, pıhtılar, mağlupların cenk meydanı. Yenildim, kaybettim ama onlar da kazanmadı. Hepimiz kaybettik ama ben yasını tutarken onlar mağlubiyetin tadını çıkardı.

Uykularım bölündü, her uyandığımda sen diye birini düşündüm. Onlara isimler verdim, saçlarına tokalar taktım, burun kanatlarına dokundum, hiçlik arbedesinden kalma yaralarıma dokundum sonra, acıyan yerlerime elini götürdüp hatırladın mı dedim. Gözlerine baktım, arkasını gördüm, bakışlarının dibini sıyırdım, doyamadım ama yaranamadım da sana. 

Kumbaramı açtım anılarımla yüzleştim. Melalim dedim, sana seslendim, olay örgüsündeki kördüğümüm, iç sessizliğim,  bırak elindeki kör testereyi, yokluğumdan istifade varoluş sancıları yaratma kendine.

Tanrılarına seslen günahkarı getirdim de! Ateşleri hazırla, yangınlara haber sal, karanlıkların gözü aydın olsun de.

O karaları bileklerimdeki kırmızıya sar, gör akıp giden renk cümbüşünü. 

Ali Akçakaya

Olmadı

12 Kasım 2021/in Edebiyat Seçkisi, Seçme Şiirler/tarafından Ali Akcakaya

Senin cenazene kimse gelmeyecek
Düğününe gelenler karalar bağlayacaklar
Selamına alacaklı olacak yakın bildiklerin
Her nefes alışında burnundan getirecekler hayatı
Yokuşlar koyacaklar ovalarına
Güneşine ceketlerini asacaklar
Şöyle içli bir bakış atayım diyeceksin denize
Mavilerine hafakanlar basacak
Çocuk olayım diyeceksin
Uçurtmanın gövdesine, sırtını dayayacak bir bahar esintisini çok görecekler
Olmadı diyeceksin
Hep bir ağızdan olmadı diyecekler

Ali Akçakaya 

Son Cümledeki Sonsuz Hece

26 Temmuz 2021/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Ceplerini karıştırdı, bozuk paralarla beraber masaya döktü içini. Etraftakiler bize baktı. İnsanların gözlerindeki mahkemede, infazlar hep ilk celsede. Suçlu ilan edildik. Suç önceden belliydi, urganlar yağlanıyordu köşede, millet doluşmuş temaşa ediyordu halimizi. Konu komşu delil topluyordu ağızlarıyla. Baklalar hala nemli olduğuna göre, birileri yine günahımızı alıp bizi sevaplarımızla baş başa bırakmıştı. Bir tek biz acıyorduk halimize, acıyan yerlerimize de pamuk tıkıyorduk kendi kendimize.

Gözünün yağını yediklerimizin gözüne batar olmuştuk. Bizi bir kıymık gibi gözden çıkarmışlardı. Biz de çıktık, gözleri aydı. Acı ama gerçek olaylar silsilesinde bir rüyadan küfürler ve hakaretlerle uyandırıldık. Kaybedip kazanılacak bir müsabaka gözüyle bakınca insan münasebetlerine, insan en yakınlarına bileniyordu. Kaybedecek zamanları yoktu, sizin kaybedeceğiniz günü iple çekiyorlardı haliyle. O gün gelince, o günün de önceki günlerden farklı olmadığını görüp Niğde’ye nasıl gidilir diye ahaliye soracaklardı.

Alttan aldığınızı düşündüğünüz her hadisenin neticesinde, yine o hep haklıların hoşgörüsü sayesinde varlığınıza tahammül edilmişti güya. İnsan yanılgılarıyla başbaşa kalmaya cesaret edemeyince, birilerine suçu yükleyip olay yerinden uzaklaşıyordu. Hayat sizden önce olduğu gibi sizden sonra da kaldığı yerden devam edecekti öyküsüne. Sizin küçük kıyametleriniz kimin umurunda. Kimin bayrağı sizin kopan fırtınanıza el salladı. Bu kadar fazla abartmayın sahneden size düşen payı.

Güneş kaç yaşına girdi biliyor musun? Kimin umurunda bu kaçıncı gece, neydi hatırla sana kurduğum son cümledeki son hece. Yalvarırım dedikçe yalvartmayı maharet sanan put, dualarımı kabul eyle! Söyle, kaç güzel gününüz kaldı elde. Kimler ağır geldi bize, kimler ağır ağır demir aldı dudaklarımızdan. Mutluysanız hepinize güle güle.

Elleriniz kördüğüm, kördüğümünüz kandan kelepçe, sizi hunharca kim sevecek kimbilir bir daha böyle. Ağzınızdan kaç kez çıktı kelimeler, kulaklarınız hep başka şarkılara kulak kabartırken, yazık ediyordunuz kendinize. Kaç ayrılık için yeriniz kaldı şu ahir ömrünüzde! Kavgasını verip yara aldığınıza değen ne var şu an heybenizde. Dibi delik bir işkembe, ciğere misafir bir nefeslik hayat, manasız bir yük, kifayetsiz bir hırs sadece.

Yani… hepsi, her şey yok yere!

Ali Akçakaya

Eşref-i Mahluğun Makus Talihi

08 Mayıs 2021/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi/tarafından Ali Akcakaya

Herkes kötüdür, sadece bazıları daha da kötüdür. Herkes kirlidir ama bazen bazımız daha da bir batar pisliğe. İnsan eşref-i mahluk değildir, insan bir ütopyadır. Bir erektir, yaşam mücadelesi de o erkeğe erişme çabası. Kaf dağları birer basamaktır. Zordur yani.

Su artık akıp yolunu bulamaz bu diyarda. Suya hükmetilmektedir. Denizlere değil barajlara dökülmektedir usulca. Oradan da büyük kentlerde yokluğa damla damla… Taş da yerinde ağır değildir artık, küçük küçük parçalara böldüler onu. Ağırlığını da manasını da yitirdi.

Var olan her şeye bir değer biçilince, çoğumuzun varlığı azınlıkların lükslerine armağan edilmiş oldu. Bu akıl almaz senaryoya kimse itiraz etmedi. Mantıklı gerekçeler kanuni zorunluluklar olarak uyulması gereken hayati kaideler olarak önümüze kondu. Bizim gönlümüz zaten olmuyor, onların ki olsun bari. Yoksa başka seçeneğimiz mi kalmamıştı ne! Aslında b, c, d seçeneklerimizi elimizden almışlardı. O yüzden her birimiz hep bir ağızdan bağırıyorduk; “a” doğru. Yani hakikat alğımız da onların iki dudağı arasındaydı.

Uçsuz bucaksız bir duvarda birer tuğla misali onların şatolarını çevreleyen değersiz bir yığındık. Hem onların güvenini sağlıyor hem de bağıra çağıra çektikleri nutukları, ördüğümüz duvara çarpıp bize emirler yağdıran bir yankı oluşunu, izlemekle yetiniyorduk. O gür ve korkunç ses, bizim sayemizde vücut buluyor ama biz bunu farkedemiyorduk. Zira hepimiz bir diğerinin yükü altında ezim ezim eziliyordu. Birimiz isyan edip duvara omuz vermekten vazgeçse belki, bir domino etkisi ile o koca duvar esaretimizi darmadağın edecek, sayemizde rahat nefes alan acımasız muktedirlerin mezarı olacaktı. Bunun farkında oldukları için aramızdaki harca nifak tohumları ekmeyi de ihmal etmiyorlardı. Çoğumuz o duvarın içinde çürüyüp, eriyip yok olana değin bunun farkına varmıyordu. Ya da farkına vardığında iş işten geçiyordu. Bu kirli saltanat böyle gelmiş böyle gidiyordu.

Acı olan yaşam mücadelemizi birilerinin huzur ve refahını tesis etmek için heba ediyorduk. Ne başka bir yaşamımız ne de başka bir mücadelemiz olmadığını bile bile. Buna razı gelmiştik güya, aslında başka türlüsünün olabileceğine ihtimal bile vermiyorduk. Kanmış, kandırılmış, dahası sinmiş sindirilmiş, korkmuş ve düzene omuz vermiştik, hepsi bu. Halbuki kaybetmekten korktuğumuz hayatı günbegün elimizden alıyorlardı. Çaresizlik içinde izliyorduk, ellerindeki kanlı kalemle kaderimizi çiziyorlar ve günü gelince kalemimizi varoluşlarına kurban ediyorlardı. Ellerine kanımız bulaşıyordu.

Eşref-i mahluk olmak hülyası taşırken manasız bir varoluş serüveninde yokluğa sürükleniyorduk. İnsanca yaşamaktan bihaber, varlığımızı onların kirli saltanatına kurban ediyorduk birer birer.

Ali Akçakaya

Seite 9 von 35«‹7891011›»

Kategoriler

  • Düşünce Yazıları
  • Edebiyat Seçkisi
  • Fotoğraflar
  • Seçme Bilimsel Yazılar
  • Seçme Denemeler
  • Seçme Öyküler
  • Seçme Şiirler
  • Video Klipler

Etiketler

Abdülkadir Yeler Ali Akçakaya anlam Asaf Halet Çelebi Atilla İlhan Behçet Aysan Cahit Zarifoğlu Caner Taslaman Can Yücel Celal Sılay Cemal Süreya E. A. Rauter Edip Cansever Enis Batur Erci Hoffer Erdem Beyazıt Ergin Günçe Farid Farjad Gazetecilik J.L.Servan Schreiber John Tomlinson Kaos Teorisi Levni Mehmet Akif Mevlana Murat Menteş Nazım Hikmet Necip Fazıl Kısakürek Neyzen Teyfik Oktay Rifat Olcay Yazıcı Onat Kutlar Pablo Neruda Rainer Maria Rilke Rudyard Kipling Savina Yannatou Tamer Sağır Timbaland Ziyad Marar İlhan Berk İsmail Tokalat İsmail Uyaroğlu İsmet Özel Şeyh Galip Şükrü Erbaş
:: Ali Akçakaya
  • Link to Rss this site
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
Yukarı kaydır