Ali Akçakaya
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
  • Click to open the search input field Click to open the search input field Ara
  • Menü Menü

Şunun için etiket arşivi: Ali Akçakaya

Buradasınız: Anasayfa1 / Ali Akçakaya

Yazılar

Haddini Aşıp Hadsizlikte Kendini Kaybeden Benliğin İçine Düştüğü Tarifsizliğin Tarifi

25 Kasım 2015/1 Yorum/in Düşünce Yazıları, Seçme Denemeler/tarafından

İnsanın kendini aşması bir marifettir ve taltifi hak eder. Aştığı benliğinin heybeti göz ardı edilse de insan kendini aştıkça biraz daha yücelir. İnsanın kendisini aşması, aşamalı olarak daha da güçleşir bu şekilde. Kişi kendisini aşmayı bir yerde bırakır ve bir kimlik edinir ve doğruya erişmiş sanır kendini. Halbuki doğru, kişi her kendini aştığında farklı bir surete bürünerek önüne aşması gereken yeni bir ben olarak dikilir.

Bir tekerrür halinde kişi kendini gerçekleştirir ve kendini bulma arayışı biteviye sürer. Ancak aciz olan insanın gücü bir yerde tükenir ve buraya kadar der. Çünkü hayat taşıması gereken bir yüktür ve insan arayışını o yüke rağmen ve gerçeğin o yükün içinde gizli olduğunu bilmesine rağmen sürdürür. Cevapları bir yük olarak sırtlanan insan, o cevapların sorularını kendi dışında arar. Çığ gibi büyüyen egosunu aşması ve onu ayaklarının altına alması kolay değildir. Gurur kırıcıdır insanın kendini aşarak kendini kendi gözünde hiçleştirmesi, hiçleştirebilmesi. İşte o insan bunu yapar ve ne yazık ki bu, ne bir marifettir ne de taltifi değer.

Genel kabule göre zaman kaybı olan arayış, elle tutulur bir kazanç sağlamaz insana! Peki o insan ne arar hala?

İnsana yaşaması için verilen ömrü o ömrü didik didik ederek anlamı arayarak geçirmesi ahmakçadır. İnsanın kendini aşması ya da kendini gerçekleştirmesi o insanın yaşamına elle tutulur bir değer katmıyorsa, ki genelde değer yargısı maddi boyuta hapsolan kalabalıkların nazarında yapılan anlamsız ve saçma bir uğraştır, neden o insan kendini dışında aramayı sürdürür?

Emeksiz elde edebileceğini düşünür güruh. Kendini aramak yerine ona işaret edilen yerde eliyle koymuş gibi bulur kendini ( bulduğunu sanır ) ve bir yığın kendini bulmuşla birlikte haşrolur. Aynı günahı işler onlar, aynı duaya amin derler. Aynı cennetin hayalini kurar, aynı cehennemden ödü kopar hepsinin. Cennetlerinde hep aynı iyiler cehennemlerinde ise hep aynı kafirler vardır. Tahayyül aynı, mantık aynı, ceset varlık bedenlerde bir örnektir. Hayatsa herkese aynı muameleyi yaparak aynılaşmış bir söylemin tutucu vahşiliğiyle ölüm denen beyhudeliğe sürükler hepimizi, işte en korkunç aynılık hikayenin başını sonunu ablukaya almıştır ya bu yüzden. Debelenmelerimizin asıl sebebi de farklılaşmayı umarken aynılaşmamızı kabullenemeyişimizdendir.

Beynimi parselleyen bu paradoks, insanın haddini bilmesi ile kendini aşması ikirciğinde hapsediyor beni. Bir yanım beni aşarken bir yanım haddimi bilmem gerektiğini öne sürerek kalakalıyor. Bir yanım aşkın olmanın farklılığında kendini ( bir anlamda gerçeğini ) ararken, öte yanım bir cüzamlı gibi teslimiyet çığlıkları atıp duruyor. Söylemimi sarmış çelişkinin asıl sebebi de budur.

Eylemime ket vuran ve sonuçlara muhtaç yargılarımın kötürüm tekerrürüne sirayet eden söylemime bakılırsa, nedenlere muhtaç olmayan sonlara bizi çeken anafor tek gerçeğimizdir.

İnsanın kendini aşarak haddine yaklaşması gerekirken kendini özgürlüğün kuralsızlığına yaklaştığını sanması bir yanılgıdır. Her kendini aşışında o insan biraz daha haddine yaklaştığını bilmesi, onu kavraması ve kabullenmesi gerekir. Aksi takdirde kişi kendini aşarak ulaşmayı umduğu kuralsızlığa kendi benliğini yitirerek varacaktır. Bu da o kişinin bahsinin burada sürdürülmesini bile anlamsız ve saçma hale getirir. O kişi haddinin arkasındaki dipsiz ve tanımsız özgürlükte kendini kaybedecektir. Bu kayıp mıdır, yoksa insanın ezelden de evvelinde kaybettiği bir bensiz hakikatin aşkın ve anlaması ve anlatması güç tecellisi mi?

Ali Akçakaya

ZAVALLILIK

14 Ekim 2013/in Düşünce Yazıları, Seçme Denemeler/tarafından

yaptığınız işin değerli ve önemli olduğunu ispatlamak için diğerlerini karalamanız gerekiyorsa

her savaşın bir tarafı da sizseniz

ve o cephede hep iyiler varsa normal olarak!

yeniye karşı bitmez tükenmez kin güdüyor

eskiye de gönlünüz razı olmuyorsa

tanımadığınız insanların ölüm fermanını imzalamakta fazla tereddüt etmiyor

ve onların size benzeyerek doğru yolu bulacaklarını düşünüyorsanız

sorunları çözmek için çoğu zaman beyninize değil de kalbinize danışıyorsanız

yani anlamadan iman etmek zorundaysanız bir anlamda

yargılıyor ama mahkum edemiyorsanız

güçsüz olduğunuz zaman yerdiğiniz güç odağını, elde ettiğiniz anda zalimleşiyorsanız

Bu demek oluyor ki siz de ZAVALLISINIZ

ALİ AKÇAKAYA

Bilim Dünyası’nın Son Devrimi

18 Haziran 2013/1 Yorum/in Seçme Şiirler/tarafından

zeka inançları yedikçe palazlandı
inanç azaldıkça o azdı
putları yıkıp put oldu
göz yaşını silmeyi vaat edip
kaşla göz arasında manayı da silip süpürdü
herşeyi gözler önüne sereceğim deyip
mahremiyeti mezata çıkardı
anlama dair ne varsa yağmaladı
ruh yok, aşk şehvettir deyip
gerekçeleri ile izaha koyuldu
tüm duyguları maraz sanıp
bir bir yok etti
beşeri haşere niyetine zehirledi
etten kemikten robotlar istila etti her yeri
mecnun’a deli gömleği giydirip,
leyla’yı ona buna sattı
evrim dedi devrim dedi
insanlığımızı evirdi çevirdi
en sonunda devirdi

Ali Akçakaya

uyku öncesini

28 Ekim 2012/in Seçme Denemeler/tarafından

Eski bir binayı düşün, ahşap merdivenli, salaş ve yorgun bir odayı. Yıpranmış ve yer yer delinmiş bir çarşafı, kirden kararmış bir perdeyi… Buğunun camda sanatsal figürler bırakarak, doğal bir sanat eseri haline dönüşmesini, camın önündeki yatağına uzanmış ve dilini bilmediği Calle Dela Magdalena Caddesini dikizleyen o adamı, gecenin bir yarısını ve korna sesleri ile iç içe kulağı okşayan kadın sesini… Uzağı düşün, insanın kendisine mahkum olduğunu.

Ötesine geçmenin anlamsızlığını ve çaresizliğini. Sabaha uzanan yabancı bir geceyi, sınırları düşün, terk edilmişcesine bir sessizliğe gömülmüş olan kıyı kentlerini. Yolu, yabancılığı ve de yoksulluğu elbette… İçlenmenin çağa ait olmadığını da, ağlayan insanların tedavi edildiği bir dünyayı, insanın yine de tahammül etmek zorunda oluşunu, herşeye rağmenleri, o eskimiş görüntüyü, perdeyi ve manzarayı. Bırakıp gitmeleri, sessizce dönmeleri, usul usul rayına giren yaşamları. Mimikleri pörsüyen kadınları, ıslak havluları, ilk doğum günü pastanı, çingeneleri ve bölüşülen yoksunlukları.

Kaçtıkça daha da kıskıvrak yakalanma ihtimalinin artığını belki de…

Ali Akçakaya

Palamutbükü

08 Haziran 2012/in Seçme Denemeler/tarafından

Zor ve sıkıcı blr haftanın sonunda kalabalıktan ve keşmekeşten kaçmak için aklıma gelen ilk yer oldu Palamutbükü. Beş yıldızlı otellerin ve yapay eğlencelerin uzağında bir yer burası. Küçük pansiyonlar ve apartlar var sadece. Her şeyin doğal olduğu kahvaltı sofraları ve akdenizin hafif dalgaları… Ayaklarımın altınta ezilen küçük kıyı taşları ve berraklık, belki de bunlardan da önemlisi uzak olmak herşeyden. İçinde debelendiğimiz ve hayatta kalmak için çırpındıkça daha da bir yorgun düştüğümüz kentlere ve oradaki yaşamımıza dışarıdan bakabimek, durup düşünmek yani yaşadığımızı.

Datça’dan bindiğim köy minibüsünde iki büklüm olmuş yaşlı nenelerin suratlarındaki tebessümü görmenizi isterdim. Buralara yerleştiğini düşündüğüm, ki öyle bir izlenim verdiler bana, Avrupalı yaşlı teyzeler ve amcaların köylülerle nasıl kaynaştıklarını da… Ama bizim gibi yirmili yaşlarda kimse yok buralarda, sanırım onlar da kentlerle cebelleşiyorlar benim gibi.

Sesini karşısındakine duyurmak için bağırmak zorunda olanlar, iki gün sonra oradayım. Telaşlarınızdan bana da ayırın…

Ali Akçakaya

Seite 12 von 13«‹10111213›

Kategoriler

  • Düşünce Yazıları
  • Edebiyat Seçkisi
  • Fotoğraflar
  • Seçme Bilimsel Yazılar
  • Seçme Denemeler
  • Seçme Öyküler
  • Seçme Şiirler
  • Video Klipler

Etiketler

Abdülkadir Yeler Ali Akçakaya anlam Asaf Halet Çelebi Atilla İlhan Behçet Aysan Cahit Zarifoğlu Caner Taslaman Can Yücel Celal Sılay Cemal Süreya E. A. Rauter Edip Cansever Enis Batur Erci Hoffer Erdem Beyazıt Ergin Günçe Farid Farjad Gazetecilik J.L.Servan Schreiber John Tomlinson Kaos Teorisi Levni Mehmet Akif Mevlana Murat Menteş Nazım Hikmet Necip Fazıl Kısakürek Neyzen Teyfik Oktay Rifat Olcay Yazıcı Onat Kutlar Pablo Neruda Rainer Maria Rilke Rudyard Kipling Savina Yannatou Tamer Sağır Timbaland Ziyad Marar İlhan Berk İsmail Tokalat İsmail Uyaroğlu İsmet Özel Şeyh Galip Şükrü Erbaş
:: Ali Akçakaya
  • Link to Rss this site
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
Yukarı kaydır