Amin
Odaya gizlice aldığım dalga sesleri, bana çürük balık kokusu getirmiş hediye. Kese kâğıtlarına karanlıklar koyup satan tüccarlar, bana sabahı sarmış, bir şey kalmamış ellerinde.
Sükunetin sırası değilmiş, o yüzden bu yaygara. Yaygara var sokaklarda, kavgası verilen bayağı ve tekdüze olsa da. Geç kızlar kasıklarını çerçeveletip asmış duvara, bakıp bakıp dalıyorlar uzağa. O hain adamlardan öçler alınmış, ohlar çekilmiş, sıra ahlarda…
Ben büyümüşüm, büyümüş de küçülmüşüm. Adımı yazmayı öğrenince imzaya sıra gelmiş, imzalar atılmış boş kâğıtlara ta kalu belada, kimseye sormamışım, kimse de söylememiş, o da geliyormuş bir anlama. Ben metin üzerinde soruları hazırlayıp yazarın burada ne anlatmak istemediği konusunu aydınlığa kavuşturmak gibi boş bir hevaya kapılıp gidiyormuşum. Yine bir yerelere gidiyormuşum, her hikayede olduğu gibi bunun da sonunda.
Mutlak doğruları köşeye sıkıştırıp hakikat olmadıklarını öğretiyorum onlara. Onlar ısrarla beni doğruluğa davet ediyor, her davete icap ettiğim için, oraya da bir uğrayıp yola kaldığım yerden, payıma düşen yerleşim yerlerine uğraya uğraya… Ardımda bıraktığım enkazlara ağıtlar yaka yaka, dünleri kundakladığım suç ortaklarını ele vermeden aşka!
Bir gönül yanılsamasının suyuna gidip sudaki yarıklara ıslak boyalar çalıyorum, vapurların korkuluklarına yaslanmış kadınların hayatları geçiyor gözlerimin önünden, Üsküdar’da akşam olmuş, ayaklarımızdaki son derman duraklara… Anlam verdiğimiz mi, yüklediğimiz mi bilemediğim anlara ihaneti borç bilen karayazılara boyun eğeyecek değiliz evelallah. Sen yine de büyük konuşma!
Devrin devranına iki beden büyük gelmişiz. Satın aldıklarına saygı gösterenler maddenin gözünde üç paralık haysiyetleriyle el pençe divan. Şükürleri vitrinlerde, huzurları mezatlarda üç kuruşa, onun bunun iki dudağı arasında. Telaşları bitmek bilmiyor, ödevleri hep yarım, derslerini almışlar ama sınav sonuçları hep facia.
Mükemmeli ararken hayatta, mutu, muştuyu; sıradan ve vasatta sebat etmemin hikmetini kaçırmışız. Gözlerimizin önünden kayıp giden resmin gerçek olduğu yanılsamasına kana kana. Sonra güya o hakikatin peşinde, perişan halde. Halbuki o da yalan, en büyük yalanı kim söylüyorsa onun peşi sıra, iyi niyet taşları döşüyoruz sıratlara, suratlarımız beş karış olsa da.
Zavallıların Tanrısı kaybetmeden kazanamayacağımızı mıhladı o gün zihnimize. O yüzden sen cehenneme git ki, cennette yer açılsın bize!
Ali Akçakaya
