Ali Akçakaya
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
  • Click to open the search input fieldClick to open the search input fieldAra
  • MenuMenu

Archiv für die Kategorie: Düşünce Yazıları

Buradasınız:Anasayfa1/Düşünce Yazıları

düşünce yazıları

Renklerötesi

02 Mayıs 2020/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Sabah olunca hani, gözlerin ışıkla ilk buluşması kadar saçma bir döngüde, olduğu yerde dönen bir kaseti geriye sarıyorum. Sesimi duyuyorum, ettiğimin yankısını içime döküp tavana bakıyorum öylece. Biri uyan dese keşke. Biri geç oldu hadi dese. Bir şeylere geç kalıyormuşcasına telaşla uyansam.

Soğuk suyu yüzüme vurup, ıslak ve nemli aynadaki eskiyen yüzümde gözlerimi ararken ezan sesiyle bir düşü geride bıraksam. Toplu taşımalarda, tekil yaşamlara karışıp da el sürmeden o hayata, yaşamış olsam bir oldu bittide, ne çıkar.

İnsan yüzleri yapboz parçaları gibi, sanki hepsi büyük bir manzaranın bana düşen küçük kırıntıları. Hepsinden biraz biraz katıp kendime, kağıttan kadehime döküp içimi hoş eden bir esrikliğe kulaç atıyorum. Sulardaki yarıklar batıyor tenime. Senden geçeli çok oldu heyhat, tenime vardım, sıra onda, ondan da geçiyorum.

Söyle mutlu musun! Gaye oymuş gibi sanki. Olsan ne çıkar, sana düşen muştudan bana kaç kara haber uçurur ulaklar. Onu de bana. Onun kim olduğu haykır dikenli fısıltılar arasında. Canımı yak, kavur yavaş yavaş. İrkildikçe öbür dünyalarım, beni araflarında beklet. Ses etmeden beklerim. İçime atarım kursağımda düğümlenen edeceğime pişman olacağımdan emin olduğum kelamımı.

Şimdi yola çıkıyorum. Yanımda olsun diyeceklerimi maziye serpiştiriyorum. Onlar yarına filiz verir merak etme. Dimağımda asırlar biriktirdim onları da alıyorum. Heybemi sana bırakıyorum ama boş. Yola çıkarken hafif olmalı insan. Günün bu saatinde hala o sabah ki boşluğu görüyorum. Buğulu aynayı, yere düşen havluyu, yerinde ve hafif ıslak bir çift gözü, ki onları bir parça arkada bırakıyorum. Az buçuk herkesinkine benziyor hikayem, oraya gidiyor buraya geliyorum. Derken, o taşın yakan soğunu hissediyorum nemli tenimde. Ondan geçtiğimi sanıyordum halbuki. Yanılmışım her zaman olduğu gibi.

Manzaralar dokundukça çoğalıyor, resimler rengarenk, renkler ahenk, renkler mavi, bir parça yeşil, bir de hafif hafif esen pembeler. Masallar ülkesinde baldan akan nehirler, kadınlar, meyveler ve şarap. İnsan başka ne ister! Halbuki bunca cefayı; onlardan geçip, onları geride bırakmak için çekmemiş miydik.

Maddi olanı yıkmıştık, ki puttu o. O dünyalarda bırakmıştık onu. Camdan putları kemiriyorduk öyle mi hala? Aynı arzuyla! Bu yazgı mıydı payımıza düşen hikayenden. Halbuki oldukça sıkıcı, bir o kadar yavan.

Kendi etini arzulayan yamyamlar gibiydik dün, kendi başımızı yemiş de helak olmuştuk. Şimdi de hikayemizin sonuna pembe rüyalar kondurmuş, mışıl mışıl çürüyorduk.

Halbuki renklerin ve tatların ötesine geçmeyi ummuştuk.

Ali Akçakaya

Noksandan Doksan Dokuza

13 Şubat 2020/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi/tarafından Ali Akcakaya

Bir savaş yerine vardık, ortalık puslu ve karanlık. Gökyüzünü çalmışlar, güneşleri kayıp. Bu insanlar ne yapıyorlar burada. Sabahı zulmet akşamı kayıp. Kimse soru sormuyor, hakikat kör, hak ayıp. Bize düşen hiçten bir parça, vardan ırak yoktan fazla.

Yol uzayıp gidiyordu ötede, beride her şey boşluğa itiliyordu. O anlar hepsi artık yok hükmünde. Hükmü veren gaybına susuyordu. Mühürlü sessizliği ağzımızda yuvarlayıp harflere iliştiriyorduk. Hepsini özene bezene  yapıyorduk. Eserimize baktıkça varlığımıza iman ediyorduk fütursuzca. Oysa manayı nesneye yükleyen de bizdik. Altına altın dediğimiz için o da altın olmuştu, kime ne değer verdiysek onun ederi oydu, ne noksan ne de fazla.

Sonrasına vardık elde var iki sure bir dua. Lakin geldiğimiz yere hasrettik hala, vardığımızla kaldık Ya Rab anla. Evet sonunda güya başardık, kazandık derken mağlup olduğumuz günlere el açtık. Yansımalarımızı takip edip çemberin bir uçundan diğer tarafına zafer nidalarıyla ulaşmıştık. Nereden gelip nereye vardığımızı hiçbir zaman anlamamıştık yazık. Sadece her zamanki gibi sanmıştık.

Şimdilerde sanrılarımızla başbaşa sayıklıyorduk adını. Bir adını unutsak bir diğeri  geliyordu aklımıza. Mukayese ediyorduk her nesneyi, mana yüklüyorduk da ağır geliyordu. Bir manasız tantana, bir hummalı koşuşturma, lakin yokluğa hüküm giymiştik hay Allah.

Şapkamızı önümüze koyup derin derin düşünüyorduk üçünce tekil adları, tespih taneleri saçılıyordu her yana. Dudağımız hafif hafif kıpırdıyordu birden. Doksan dokuza gelince noksanlığımız vuruyordu yüzümüze.

Başka bir şey düşünmeye mecalimiz kalmıyordu. Olana şükür olmayana hamd ediyorduk. Rüzgar hafif hafif esiyordu. Sessizce ant içiyorduk.

Ali Akçakaya






Gözü ve Bahtı Karalar

07 Ağustos 2019/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Her sabah aynı yüzleri görüyoruz sokakta, farklı simaları yapbozun parçaları gibi birleştirip birleştirip kocaman ablak bir surat yaratıp ona bakıyoruz, ondan umuyoruz son çare yine.

Muallimlerin cehaleti yeni yetmelere pazarladığı çağa isim bulmadan, eskiyen milada bakıp, olan biteni idrak edemeden göç ediyorduk geldiğimizi sandığımız yere, hepsi bu. Köksüz, arsız, yüzsüz bir hengâmede ne geleceğini bilmediğimiz başımızın buyruklarına harfi harfine eyvallah ediyorduk. Sırf mesut olma hülyası ile uyduk hazır olan imama ama niyetimizin son kullanma tarihi geçmişti. Yarının kapılarını suratımıza çarpan hayasızlar ötesine dair efsaneler anlattı, dinledikçe yoldan çıktık, şimdi dijital bir çölün ortasında kızgın ekranları kemiriyoruz, güya çağdaş ve mutluyuz! Komik olma!!!

Sonra bütün bu olanların gerçekliğine ve biricikliğine herkes iman etmiş, günahın vebali ise bizim payımıza düşmüştü. Aç gözlerimizi şehvet narıyla dağlamışlardı, neye baksak gözümüz kalıyordu. Doyumsuzluğumuza cezbedici entariler giydiren tüccarlar hayatımızın iffetini yağmalıyordu, hayatımız iğfal ediliyordu, gönül rızamız kalu belada alınmıştı güya.

Evlerinde köpekleriyle yalaşan adamlar, dünyanın bir ucunda taşla toprakla oynayan çocuklara hayatı zindan ediyor, sonra o çocuklar daha rahat ve huzur içinde yaşasın diye plastik hediyeler yolluyordu ama mermiler hep kurşundu. İyi yürekli adamların gözleri hüzün, içleri huzur doluydu. Her şeyin metalaşması ile propaganda araçlarını satın alanlar, ahalinin nabzına göre şerbet veriyordu bir yandan. Kime nerede ne satacağını iyi bilenler kar marjını iyice azıtmıştı. Büyük bir kumpasın orta yerinde bekleyen insanlık hasta ve çaresizdi. Hekimler bu hastanın ne ölmesini ne de doğrulmasını istemiyordu, konjonktür buna şu an müsait değildi. İlleti milletin damarına zerk edenler, bünyenin kendisini maraz gördüklerinden bütünle zümrenin İstikbali için savaşıyordu.

Hayatın sırrını çözenler başlarını yastığa koyduklarında kendi kördüğümlerine bir ilmek daha atıp sabahki hutbelerinde değinecekleri ve kesinlikle değinilmemesi gereken konuları gözden geçiriyordu. Ademoğlunun bu kadar ileri gideceğini adem ile hısım akrabalığı olmayanlar kestirememişti. Dehşet ve sükût içinde yoldan çıkan eserini izleyen yalnızlık, hiç sönmeyen ateşe bir odun daha atarak gelecek misafirler için son hazırlıklarını yapıyordu.

Bizse oyalanacak bir şeyler bulup onlara manalar yüklüyor, onları kaybetme korkusu ile çırpınıp kaybedince de feryat ederek aldığımız emanete hıyanet ediyorduk.

Gözümüzün yaşına bakmayanlar bizi de kendilerine benzetmişti. Arsızca gülüyorduk.

Ali Akçakaya

Halep’e gideceklere arşını göstermek

18 Ekim 2018/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Çoğu insan sadece nefes alır ama yaşamak için yetmez bu. Dilinizde tüy bitene kadar konuşsanız da fayda etmez. İnsan kendini bırakınca zamanın dipsiz çukuruna; günler, haftalar, aylar üstüne toprak atar. Gözünü açsa fark edecek ama göz kapakları ağırlaşır anbean. Varken yokluğa düşer, yaşamak varken düşler.

Kalk doğrul lütfen. Camı aç, derin bir nefes al ve sor kendine neden? Ama bahane üretmeden… Yaşamak direnmektir, belki beyhude bir çırpınış bu, lakin direnmek gerek yenilmeden. Sevdiklerin için hüzünlenmek ve içlenmek yerine, onlar için güçlü olmak ve her şeye rağmen koyulmak yoluna sonsuzluğun. Lütfen anla!

Birileri için canını vermek yerine birilerine can vermek… Kötüleri alt etmek için, sırf iyilik olsun diye gücüne güç katmak…Zor olsa da anlamsız olmasa gerek. Bir yola çıkacaksa insan, ısrarla yürüyecek o yolda. Yaralansa da, kırılsa da asla pes etmeyecek. Benden bu kadar demeyecek asla. Hep dahası vardır, dahası şu tepenin arkasında. Ha gayret, yaşamak için umut kadar gaye gerek.

Hayat zor olduğu kadar basittir halbuki, sen yeter ki o sana verilen nefesi öp de koy başına. Kum saatindeki her kum tanesi eşit dökülür henüz vurulmamış her başa. Gün bittiğinde hesabını yap ve cevap ver kendine. Ne ektinse o göverecek bu bağda. Kimisi dünyaya talip, kimisi bir rüyaya, sen, ‘ben de varım de’ yokluk zaten bekliyor seni günün sonunda.

Akışına bırakacak bir hikayesi olmalı insanın. Cesur olmalı kaybedecek kadar. Ayağa kalkacak gücü yoksa bile, sürünerek yoluna devam etmeli her defasında.

Hiçbir hekim hastanın yatağına girip onu tedavi edemez. Maharet odur ki bünyedeki illeti iyi edecek merhemi bulacak tabip. İyi olacak önce, sonra iyi edecek. Kendi derdine çare bulamayan başkasının derdine yansa kimin umrunda.

Hadi doğrul, koyul yola! Halep oradaysa arşın burada.

Ali Akçakaya

Derya’dan Irak Balık Alıklığı

26 Ekim 2017/in Düşünce Yazıları, Edebiyat Seçkisi, Seçme Denemeler/tarafından Ali Akcakaya

Dekorlar yıkıp yerine simetriden uzak imajlar koyuyorum. Hayatımı ziyaret edenler, manasız objelerin gelişi güzel serpiştirilmesine bir anlam yüklemeye çalışıyor, yine yanılıyorlar. Sofraya bir tabak bir de bardak koyuyorum, tabağa beynimi, bardağa kanımı döküyorum. Kendimi yiyerek büyütüyorum gerçeği gözümde. Gözümü oydular belki, ben de gördüğümü tek gerçeğim sanıyorum. Kim bilir? Kim bilebilir ki Allah’ın bildiğini, varlığında dahi mutabık değiliz ki.

Sokağa çıkın milyonlarca insan kendisinden kaçıyor. Uçaklar, arabalar, yollar hep gerçeğinden kaçanlarla dolu. Her saat farklı birilerine randevuları var, yarına çıkmak zorundalar. Biletler, faturalar, çocuklar… Kalpleri boşa atmasın diye, aldıkları nefesten bile elektrik üretiyorlar. Efektif yaşamak zorundalar. Zira çok bilinçliler. Gözlerini dört açmışlar, rahat değiller, hayatları çok köşeli, haliyle dönelim derken virajı alamıyorlar.

En büyük sevinçlerin bile tadı kaçmış durumda. Zira yarından ödleri kopuyor. Ki o yarın geldi geçti, bu hal ödlerinin kopmuş hali. Bol bol fotoğraf çekiyorlar. Bol bol gülüyorlar. Ağlamak acizlik, ağlayan birini görünce kaçıyorlar. Zevk ü sefa ediyorlar güya ama kırıklar. İbadet de etmiyorlar, çağdışı edileli beri. Bir kısmı ediyor ama onlar da çok yoğunlar. Randevular, planlar programlar…

Konsere gidiyorlar, film izliyorlar, hayatın sırrını çözmüş adamları okuyorlar, ortada büyük bir leş var herkes oturmuş sofraya, afiyet olsun zıkkımlanıyorlar. Yaşlıları pek sevmiyorlar, Allah canlarını alsa da kurtulsalar. Çocukları seviyor gibiler ama hayat kolay değil; okullar, kreşler, aktiviteler, yarına yetişecekler, o yüzden yüzlerini göremiyorlar. İyi eğitilmiş ruhsuz ve piç bir nesil yani… Hızla büyüyorlar.

Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Kimse kimse ile göz göze gelmiyor. Zira gözleri yüksekte, o yüzden düşünce iflah olamıyorlar. Kalkıp yürüseler de vicdanlarını yitirmiş haldeler. Gelene gidene çelme takıyorlar. Düşene de orospu deyip, küçük görüyorlar. Hâlbuki birbirlerini satıp payeler alarak hem orospu hem de pezevenk oluyor ama kendilerini beyefendi sanıyorlar. Nerden tutsan elinde kalıyor. Ellerini sürmeden yaşayayım desen ellerin bomboş kalıp hüzünleniyorsun ya, o da gelip oturuyor şurana.

Kalkıp gideyim diyorsun, sinende biriktirdiğin sıla hasreti, ilk adımla gelip çörekleniyor göğüs kafesine. Uzaklarda mutluluk hayalleri, bir vaha varmış orda, kim bilir serap belki. İkirciğinin makul gerekçeleri aklını kurcalıyor. Kimseye güvenecek halin yok, sırtında yüzlerce yara izi. Yarı yolda bırakıp gittiklerinin vebali omuzlarında, yanına aldıklarını tüketerek varacakmışsın gibi geliyor ama kürkçü dükkânına varıp postu seriyorsun orda.

Şüphe yok, ant olsun hüsrandasın. Vardım dediğin yere kanma! Yoktan var edeceğim diyecekler, ALDANMA! İsyan et! Var olmak hülyasına kapılma! Benlik iddiasında olma asla! Etrafını saran hayatı bırak yere usulca. Üstüne basıp ‘O’ hale eriş! Yeter kahrolma! Vardınsa, kal da görelim orda!


Ali Akçakaya

Seite 6 von 10«‹45678›»

Kategoriler

  • Düşünce Yazıları
  • Edebiyat Seçkisi
  • Fotoğraflar
  • Seçme Bilimsel Yazılar
  • Seçme Denemeler
  • Seçme Öyküler
  • Seçme Şiirler
  • Video Klipler

Etiketler

Abdülkadir YelerAli AkçakayaanlamAsaf Halet ÇelebiAtilla İlhanBehçet AysanCahit ZarifoğluCaner TaslamanCan YücelCelal SılayCemal SüreyaE. A. RauterEdip CanseverEnis BaturErci HofferErdem BeyazıtErgin GünçeFarid FarjadGazetecilikJ.L.Servan SchreiberJohn TomlinsonKaos TeorisiLevniMehmet AkifMevlanaMurat MenteşNazım HikmetNecip Fazıl KısakürekNeyzen TeyfikOktay RifatOlcay YazıcıOnat KutlarPablo NerudaRainer Maria RilkeRudyard KiplingSavina YannatouTamer SağırTimbalandZiyad Mararİlhan Berkİsmail Tokalatİsmail Uyaroğluİsmet ÖzelŞeyh GalipŞükrü Erbaş
:: Ali Akçakaya
  • Link to Rss this site
  • anasayfa
  • Kül
  • tez çalışmam
  • iletiş – contact
Scroll to top