O Belde
Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa, Devamını Oku
seçme edebi eserler
Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa, Devamını Oku
Yazar: Ziya Osman Saba
O akşam işimden erken çıkabilmiştim. Şöyle Beyoğlu’na kadar bir uzanayım, dedim. Köprüden, saatlerdir pis hava ile dolmuş ciğerlerimin teneffüs hakkını vererek, Haliç’i ve Boğaziçi’ni selamlayarak geçtim.
Bir zamanlar oturduğum semtlerin vapurları yine hep o hareket telaşı içindeydiler. İşte Kadıköyü’ne kalkacak 6 vapurunun zili çalmaya başladı. İşte Boğaz’ın Anadolu sahilini yapacak 6, 5… Bir zamanlar saniyeleri bile kıymetli olan bu kâh küsurlu, kâh küsursuz rakamlar şimdi benim için eski ehemmiyetlerini ne kadar kaybetmişler! Zil istediği kadar acılaşabilir, memur demir kapıyı kapamak tehdidini istediği kadar ileri götürebilir; ben artık o vapurların yolcusu değilim, benim oralarda artık kimsem kalmadı. Yüksekkaldırım’dan istediğim kadar oyalana oyalana çıkabilirim. Tünel’e varınca tramvay bekliyormuş gibi üzüntülü bir hal alarak tramvaya binenleri seyreder, sonra yayan gitmeye karar vermiş bir insan tavrıyla etrafı seyrede ede Galatasaray’a, Taksim’e kadar yürüyebilirim. Devamını Oku
Haşhaş tarlaları arasından geçeceksin,
Beyaz ve mor haşhaşları havaya savurarak
Yeni bir afyon bulacaksın kendine.
İşte o zaman beni unutma,
Şairini, onun şiir yazan ellerini,
İçine dizilen sıragölleri,
Kendi kendine konuştuğun seni,
Her şeyi, hiçbir şeyi unutma.
Zakkumların arasından bir şehre gireceksin,
Aşk şiirleri, tabiat şiirleri, tarih şiirleri düşünerek
Bir dinamit yapacaksın kendine.
Korkma, ateşle onu.
Öldürecek nice balıklar vardır sularında,
Patlamayla dirilecek nice balıklar vardır.
İşte o zaman an beni, yaşa beni,
İşte o zaman unutma beni. Devamını Oku
Abdal Düşü kitabından
Sabah bir muştu gibi iniyor odama. Bu mevsimde otelin tek müşterisi benim. kahvaltımı önüme getiren yaşlı kadın bir kere geldiğim yeri sordu ve gerçekten bilmediğimi anlayarak sustu. Gece geç saat döndüğümde uyukluyor bekçi. Kapısı kilitli değil odamın, çalınacak birşey yok çantamda, yatağıma uzandığımda yanlızca tungsten telin titreşimini duyuyorum, bu limanda benden başka kendisine yolcu çıkmış kimse yoktur.
Bunları söylüyorum sessizliğimi bozmadan. nicedir bir içkonuşmanın yekpare akışında tamamlanıyor günüm. Sözlerim ateşli bir hastalığın yarattığı sabuklamaları çağrıştırabilir, paylaşamam onları gece vakti bir başına bar taburesine tünemiş, uzak rıhtımlardan gelme, dilimi bilmeyen sarhoş gemicilerle bile, ama olsun, eksikliğini duymuyorum bunun, konuşmanın faydasını görmedim. Dikkatle dinleyecek olsa bir bilge kişi dediklerimi, şüphem yok susturur beni, parmağımı ağzıma koyarak, Tut bunları içinde, anladığın, gördüğün sende kilitli kalsın,almaya yatkın biriyle karşılaşamazsın.
yaptığınız işin değerli ve önemli olduğunu ispatlamak için diğerlerini karalamanız gerekiyorsa
her savaşın bir tarafı da sizseniz
ve o cephede hep iyiler varsa normal olarak!
yeniye karşı bitmez tükenmez kin güdüyor
eskiye de gönlünüz razı olmuyorsa
tanımadığınız insanların ölüm fermanını imzalamakta fazla tereddüt etmiyor
ve onların size benzeyerek doğru yolu bulacaklarını düşünüyorsanız
sorunları çözmek için çoğu zaman beyninize değil de kalbinize danışıyorsanız
yani anlamadan iman etmek zorundaysanız bir anlamda
yargılıyor ama mahkum edemiyorsanız
güçsüz olduğunuz zaman yerdiğiniz güç odağını, elde ettiğiniz anda zalimleşiyorsanız
Bu demek oluyor ki siz de ZAVALLISINIZ
ALİ AKÇAKAYA
